Samos bizim cennetimiz.

Denizinin kokusunda, tepelerinin rüzgarında bulduğumuz mutluluğu sizinle paylaşıma açmış bulunduk. 

Olur ya, yolunuz düşerse buralara, o tanıdık hissi duyarsanız, yalnız olmadığınızı bilin diye. 

Zira masamızda, yolunu kaybetmiş ama kendini bulmuş herkese yetecek kadar uzo ve muhabbet var.

Jînda ve Zana

 

Biz Kimiz?

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

  • Facebook Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge
Bize ulaş!

Biz neden geldik?

Bazı yolların nereye açılacağını ilk andan bilir ama acele etmezsiniz. Samos bizim için biraz böyle başladı.

Hepiniz gibi, kaosun ortasında gece gündüz çalışıyor, gün salmaktan başkasını yapmıyorduk. Böyle gitmeyeceğini de biliyor ama içinden de çıkamıyorduk. 

Her ikimiz de çokça ülke gezmiş, görmüş, iletişim kurmakta zorlanmayan, yeni insanlarla çabuk tanışan ve kültürlerine ayak uydurmaktan zevk alan kimseler olduğumuz için yaz tatilini Türkiye dışında yapmaktan yanaydık.

Elektrikli bisikletlerimizle kendimizi Kuşadası'na attığımızda bunun ne kadar isabetli bir karar olduğunu anlamıştık esasında. Harika bir doğa fakat binalar, AVM'ler, otomobiller, kornalar burada da vardı... 

Kaçtık!

Samos'a benim ilk, Zana'nın ise ikinci gidişiydi. Taze limonatasıyla bizi bahçede karşılayan Despina Pansiyon'un sahibi Atina'dan anlamıştım aslında, herhangi bir yerde değildim!

Plan program insanı değiliz. Sabah uyanır, kahvemizi içer, kendimize gelir, birşeyler okur, sürekli konuşur, arada tıkınır, sokaklarda kayboluruz. Ama bu kez bisikletlerimiz de vardı. 

Haritaya dahi bakmadan, sadece adanın batısına doğru olduğumuzdan emin olarak çevirdik pedalları. Günler, köylerinde sofralarına konuk olduğumuz, tek kelime İngilizce bilmeyen insanlarla kahkahalarla sohbet ederek geçiyor, şaraplarına hayran kalıyor, yemeklerine dibimiz düşüyordu. 

Yemyeşildi Samos. Diğer Yunan adalarıyla kıyaslandığında çok yeşildi. Çünkü turizmin acı yanları uğramamıştı buraya. Denizi cam gibi, havası mis...

Sahillere uğradıkça denize giriyor, frappe içerken kurulanıp sıradaki köye nasıl gideceğimizi konuşuyor, akşama uzo mu şarap mı, balık mı kebap mı karar vermekle geçen zor planlar yapıyorduk. 

Motorsikletle dağlara tırmandığımız bir gün, yine haritasız kaybolmuşken yokuş yukarı şirin mi şirin bir köyün içinde bulduk kendimizi. 

Pagondas!

Motordan kendimi atıp, elimi yüzümü yıkadım. Zana motoru park ederek bana yürürken, ben de heyecanla ona doğru ilerliyordum. 

"Bu köye yerleşilir!"

Aynı anda hissettiğimiz şey yanlış olamazdı. Harika bir meydanı vardı Pagondas'ın. Büyük kavak ağaçlarıyla çevrilmiş meydanın köşesinde ise tatlı bir restoran. Madam'ın Yeri...

Nikos ve Dimitra ile sohbet ederken, şarabını içtiğimiz üzümleri kasasıyla getirip yanımıza bıraktı Nikos. Sadece mucizelerin tadı hatırlanır. Üzümleri yuvarlarken, Pagondas'ın içinde kaybolduk o gün.

Adayı dağ tepe, koy koy, karış karış gezdik. O tatil sürecinde diğer Yunan adalarını da gezdik. Ama aklımızda hep Samos, Samos'ta Pagondas kaldı.

Velhasıl, aklımızda bir tatil kalsaydı daha iyi tatiller yapılırdı elbet, bizde kalan yeniden gitme isteğiydi. Daha doğrusu hiç dönmeme isteği.

Kolay ya da zor, kendimizi zaman içinde Samoslu olmuş bulduk. Hiç de pişman değiliz. Onlarca arkadaşımızı ağırladık, adaya her gelenle yeniden Samoslular'a minnettar kaldık. 

Yolunuz olur da bir gün düşerse buralara, o tanıdık hissi duyarsanız, yalnız olmadığınızı bilin. 

Burada, yolunu kaybetmiş herkese yetecek kadar uzo ve nezaket var.

Bekleriz...

Jînda

samosagel@gmail.com

Jînda ve Zana

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now